"Boşanma kağıdını imzaladığımın ertesi haftası değil, iki yıl sonra hazır oldum. O iki yıl kayıp zaman değildi; bir çeşit dikiş süresiydi."
Bu cümleyi 51 yaşındaki bir okurumuzdan dinledik. İki yıl boyunca kimseyle çıkmamış, bir tanışma sitesine kaydolmamış, kimseye ilgi göstermemişti. Sonra bir gün, hiç beklemediği bir anda, bir arkadaşının önerdiği bir kahveye "neden olmasın" demişti. İlk randevusu oldu. Sonra bir başkası. Sonra altı ay sonra ciddi bir ilişki.
Bu yazı onun gibi insanlar için. Boşanmanın ardından ne zaman ve nasıl hazır olunur sorusu, aslında yanlış sorudur. Çünkü "hazır olmak" sandığımız şey değildir.
Hazır olmak ne değildir
Hazır olmak, eski eşinizi hiç düşünmemek değildir. 15 yıl yaşadığınız biri size bir imza ile unutulmaz. Hazır olmak, yeni birini bulmaya "ihtiyaç duymak" değildir. İhtiyaçtan başlayan ilişkiler, ihtiyaç bittiği anda biter. Hazır olmak, tüm sorularınızın cevaplanmış olması da değildir. Asla o kadar cevaplanmaz.
Peki nedir? Hazır olmak, bir başka insanın varlığının sizi korkutmadığı andır. Ne çekmek ne de kaçmak istediğiniz bir durgunluk. Bu geldiğinde, siz bilirsiniz. Bilmediğinizde zorla getiremezsiniz.
Pratik hazırlık: dışarıdan içeriye
Duygusal tarafı bir an bırakalım. İlk randevu, pratik anlamda da bir sınav değil, bir giriştir. Hazırlığı şu sırada yapın:
Yer seçimi
Ev ve iş arasındaki bildiğiniz bir mahallede, bir kahvede olsun. Yepyeni bir semtte kayıp olmak, randevuya eklenmiş gereksiz bir stres. Tanıdığınız bir mekan size sessiz bir güven verir.
Saat seçimi
Cumartesi akşam yerine Salı öğleden sonra seçin. İlk randevu, düşük bahisli olmalı. Cumartesi akşamı her ikinizin de üstüne binen bir "olay" havası vardır; "buluştuk, çay içtik" hissi çok daha sağlıklı.
Kıyafet
Yeni bir şey almayın. Son üç yıldır kendinizi en iyi hissettiğiniz iki parçayı giyin. Yeni bir gömlek, yeni bir ayakkabı, kendinizi bir yabancı gibi hissetmenize yol açar. Randevu zaten bunu yeterince yapıyor.
Duygusal hazırlık: içeriden dışarıya
Pratik tarafını halletmek kolay. Zor olan içerisi. İşte üç küçük alıştırma:
- Dün gecenin ezberini unutun. Ne söyleyeceğinizi prova etmeyin. Hazırlanmış cümleler, karşı taraftan prova alamadığınız için çökecektir.
- Geç kalabileceğinizi hesaba katın. 10 dakika geç kalırsanız, bu ilk randevuyu mahvetmez. Bunu kabul ettiğinizde, yola daha sakin çıkarsınız.
- Randevunun kötü geçebileceğini kabul edin. Bu bir sınav değil. Kötü geçerse, bir akşamlık bir deneyim. İyi geçerse, bir giriş. Her iki halde de hayat devam eder.
Eski eşi düşünmekle ilgili dürüst söz
Randevuya giderken eski eşinizi düşünmeniz çok muhtemel. Bu normal. 20 yılın anısı bir çay kaşığıyla kaşınmaz. Onu düşünmek, ihanet değil; hafızadır. Önemli olan onu düşünmemek değil, onun karşınızdaki kişiye haksızlık yapmasına izin vermemektir. Yani karşı tarafa bakıp ondaki bir özelliği eski eşinizin bir özelliğiyle kıyaslamaya başladığınızda, zihninizde kibar bir "dur" deyin. O başka biri. Bu da yeni bir akşam.
Konu açmak: ne söylemeli, ne söylememeli
İlk randevuda eski eşinizi konuşmak zorunda değilsiniz. Bir cümleyle geçiştirebilirsiniz: "X yıl evliydim, artık değilim, şu an iyiyim." Detaylar ilerideki buluşmalara saklanır. Karşı taraf ısrar ederse, bu bir sağlık işareti değildir; bir not olarak tutun.
Konuşmak isteyeceğiniz şeyler: bugünlerdeki rutininiz, okuduğunuz bir kitap, hafta sonu bir yürüyüşe çıktığınız yer. Basit, somut, bugüne ait şeyler. Geçmişin kefeti ağır gelmesin.
"Peki ya bir daha?"
İyi geçtiyse bile, aynı hafta ikinci randevuya koşmak zorunda değilsiniz. Olgun ilişkilerin ritmi genellikle daha yavaştır ve bu iyi bir şeydir. İki, üç günde bir kısa bir mesaj; bir sonraki buluşma için altı yedi günlük bir aralık. Bu, ilişkinin kendi hızında nefes almasına izin verir.
Son bir düşünce
Hazır olmak için beklediğiniz o tam an belki hiç gelmeyecek. Çoğu zaman insanlar, kendilerini yüzde doksan hazır hissettiği için değil, kendini hiç hazır hissetmemeye alıştığı için çıkar ilk randevuya. Belki de asıl hazırlık, bu eksikliği taşıyabileceğinizi fark etmektir.
Bu hafta bir kafede tek başınıza oturup bir kahve için. Etrafınızdaki insanlara bakın. Onların hiçbiri de yüzde yüz hazır değil, kimse değil. Ama oradalar. Siz de orada olabilirsiniz.